Tutarsızlık Uyarısı

"Kısa" yazılar yazmak istediğimi söylemiş miydim?


27 Temmuz 2011 Çarşamba

Şimdi ne yapsın?

Aslında kendi bile istemiyor böyle kapalı olsun, bu kadar vurdumduymaz olsun. Bu kadar çabuk vazgeçmek istemiyor aslında isteyebileceklerinden, bu kadar kolay geçiştirebilmek istemiyor.
Aslında o kadar açık ki paylaşmaya, hatta o kadar ihtiyacı var ki.
En kapalı tuttugu, en sakladıgı şey, kendi ; en hassas ve en açmak istediği aslında.
Ama kapatmış bir kere kocaman bir parçasını en ücra köşeye, inanışlarını, verdiği şansları, umduklarını, güvenebildiklerini. Bir sancı ertesi. Birkaç belki?

Şimdi ne yapsın ki, kendini bırakabileceği bir yer görür gibi oldugunda hatırlayamıyor elini kolunu nereye koyacak, ayagını nereye basacak.. Ayagı o kadar korkaklaşmış ki ilerlemeye, o kadar takati kalmamış ki, aslında en cok kendisi istiyor yürüyüp gidebilmeyi. Bir gidip sığınabilmeyi. Gidememek o kadar yormuş ki aslında, hep koruyucu kalkanlarıyla gezmek o kadar ışıga hasret bırakmış ki bedenini, üzerinde ne yük varsa onu geri iten-yere çeken atıvermeye o kadar muhtaç ki. Kendine bile çaktırmadan, yoruluyor. Yoruldugunu söyleyemeyecek kadar saklanmış kendi içerisine, görmüyor kendisini.

Sahi, nasıldı daha önce? Ellerini uzatabilir miydi örnegin uzaktaki bir şeye yetişebilmek için? Bi’şeyi kaybettiğinde onun için üzülebilir miydi, şöyle bir hakkını vererek? Uğraşmaya değer görebilir miydi, şöyle sabır edip?

Şimdi ne yapsın, hatırlamıyor ki, olduğu yerde dönüp duruyor, etrafından gelen geçenleri seyredip, her birine biraz ilişip kendi noktasına geri dönüyor, hızla dönüp ayrıntıları göremez hale gelip hep aynı yerde oldugunu fark edemez olmak istiyor, uyuşturuyor bedenini, zihnini. Birinin gelip durdurmasına o kadar ihtiyacı var ki, bir an bir durabilse söyleyecek. O an düşüverecek durduran kimse, onun üzerine, kim elini uzatıp sarsıp durdurduysa onu. Ne zaman başladım ben dönmeye diye soracak önce, sonra anlatmaya başlayacak yavaş yavaş yürürken..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder