Bunun için yaşamıyor musun sen? İyi hissetmek için, heyecanlanabilmek için, canlılığını fark edebilmek için?
Varlığı ile büyük bir enerji, büyük bir istek gelmiyor mu üzerine? O ruhsuz halinden sıyrılıp hızlı atmıyor mu nabzın? Yaşantındaki diger seylerin sıradanlıgı içinde mucizevi gelmiyor mu bu canlanış? Çogu şeyi öylesine yaşayıp geçiyorken, bu kadar yüzeysel iken tüm duydukların-söylediklerin, olması gerektigi gibi gidiyorken, en kötüsü seni heyecanlandıran şeyler bile monotonlaşmışken artık, zor bulunan bir his degil mi bu içini ısıtan?
Kaybetme bunu. Ne yap ne et, ama kaybetme. Geçiştirme. Farkında ol ve keyfini çıkar. Hayatında bu yoksa, eksiksin aslında.
Tutarsızlık Uyarısı
"Kısa" yazılar yazmak istediğimi söylemiş miydim?
20 Kasım 2011 Pazar
8 Kasım 2011 Salı
CittaSlow
Bu yazı ne zamandır merak edip incelemek istediğim bir kavram üzerine:
CittaSlow - Yavaş şehirler.
Hani özellikle de İstanbul'da yaşayan çoğumuzun devamlı "Kafa dinlemek için kaçmak istiyorum bir yerlere" serzenişlerindeki "bir yerler" var ya, onlar bu mekanlar işte.
Şuna benzetiyorum; bir insan vardır, her insan gibi kendine özel olan ama içinde bulundugu toplumun "idealize ettiği" kriterlerden farklı tarafları yüzünden, sırf cogunlugun begenisine uymadıgı için kendini daha cok "eksi"tarafta hisseden. Oysa ki o özelliklerin onu "farklı kılan"lar oldugunu farkedemeyen ya da geç farkeden..
Böyle durumlarda tam da o "çogunlugun negatif algıladıgı" özellikler başka bir bakış açısı tarafından öne cıkarılıp algı değiştirildiğinde, o farklı taraflar bir anda onun en özeli en güzeli olabilir ya hani, begenilmesini ve sevilmesini tam da bu saglayabilir ya..
Bu yavaş şehirler oluşumu da aynı buna benziyor işte.
Şehirlerin gelişmişlik, özgürlük, modernlik,zenginlik ölçüsünün ordaki gökdelenlerin, alışveriş merkezlerinin, büyük otel zincirlerinin sayısı ile orantılı tutuldugu günümüzde bunların hiç birini barındırmayan daha az nüfuslu, daha sakin, daha "az gelişmiş(!)" yerlerin de aslında kendilerine özel, gayet de tercih sebebi olabililip arzu edilebileceklerini gösteriyor, çok da güzel yapıyor.
CittaSlow ağına girebilmek için bazı kriterlere sahip olmak gerekiyor, her nüfusu az kasaba ya da her köy, hele ki bir şehir, istediğinde cittaslow adı alamıyor. Başvuranın, Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi tarafından kapsamlı bir incelemeden geçirilerek kabul olup olmayacağı kararı veriliyor.
Bu oluşumdaki bu mütevazi karakterin kozmopolit şehirlere ve standartlaşmaya baş kaldıran, hafiften kendini özel ve ulaşılmaz tutan tavrına özellikle ba-yı-lı-yo-rum!
"Ah anneannelerimizin döneminde hayat ne güzelmiş dünya daha temiz, yaşamak daha kolaymış, bak bizim dönem ne fena, ne tüketici tüh tüh" edebiyatı yapmıyorum; bizler ki hızlı yaşamayı, koşturmayı, "multi-task"bireyler olmayı gercekten seven insanlarız, bir cittaslow'a konsak 2-3 haftaya koşturmamıza geri kaçarız..
Ama; "standartlaşmaya hayır" işte; herkesin aynı şeyleri gözünde büyütmesine hayır; insanların rahat edemeyeceği şeylere sırf "öyle begeniliyor" diye sahip olmaları gerektigini düşünmelerine hayır!
Bu isimde toplanan şehirlere kesinlikle McDonalds vb. fast food markaları giremiyor, 5yıldızlı koocaman tatil köyü inşaa edilemiyor; yok alışveriş merkeziymiş yok gürültülü gece kulüpleriymiş, süpermarketlermiş.. burada yok onlar.
Var olan şartlara bakarsak; misafirperverlik şart, çevrecilik şart, dogal mutfağını koruması şart.
Sakin şehirlerin bende yarattıklarından, Uluslararası Yavaş Kentler Birliği (Cittaslow) detaylarına gelirsek ;
Cittaslow tanımı ilk olarak İtalya'da Toscana-Chianti için kullanılmış.
Cittaslow birliğine Türkiye'den ilk başvuran ve kabul olan belde ise İzmir'in Seferihisar beldesi.
Türkiye'de bunu Akyaka, Gökçeada, Yenipazar ve Taraklı izlemiş..
Türkiye'deki SakinŞehirlere buradan ulaşabilirsiniz.
cittaslow olabilmek için gerekli şartlar a ise buradan..
Bu da uluslararası web sitesi.
Bu arada, bu birliğin başlangıcı aslında "Slow Food" akımına dayanıyor, ki bu apayrı bir yazı konusu. Tadını çıkara çıkara yaşamayı desteklediğinden, en az cittaslow kadar desteklenebilecek, degeri bilinecek, en az onun kadar üzerine yazılabilecek bir konu o da.
"Standartlaşmaya ve ruhsuzlaşmaya hayır." demiş miydim?
CittaSlow - Yavaş şehirler.
Hani özellikle de İstanbul'da yaşayan çoğumuzun devamlı "Kafa dinlemek için kaçmak istiyorum bir yerlere" serzenişlerindeki "bir yerler" var ya, onlar bu mekanlar işte.
Şuna benzetiyorum; bir insan vardır, her insan gibi kendine özel olan ama içinde bulundugu toplumun "idealize ettiği" kriterlerden farklı tarafları yüzünden, sırf cogunlugun begenisine uymadıgı için kendini daha cok "eksi"tarafta hisseden. Oysa ki o özelliklerin onu "farklı kılan"lar oldugunu farkedemeyen ya da geç farkeden..
Böyle durumlarda tam da o "çogunlugun negatif algıladıgı" özellikler başka bir bakış açısı tarafından öne cıkarılıp algı değiştirildiğinde, o farklı taraflar bir anda onun en özeli en güzeli olabilir ya hani, begenilmesini ve sevilmesini tam da bu saglayabilir ya..
Bu yavaş şehirler oluşumu da aynı buna benziyor işte.
Şehirlerin gelişmişlik, özgürlük, modernlik,zenginlik ölçüsünün ordaki gökdelenlerin, alışveriş merkezlerinin, büyük otel zincirlerinin sayısı ile orantılı tutuldugu günümüzde bunların hiç birini barındırmayan daha az nüfuslu, daha sakin, daha "az gelişmiş(!)" yerlerin de aslında kendilerine özel, gayet de tercih sebebi olabililip arzu edilebileceklerini gösteriyor, çok da güzel yapıyor.
CittaSlow ağına girebilmek için bazı kriterlere sahip olmak gerekiyor, her nüfusu az kasaba ya da her köy, hele ki bir şehir, istediğinde cittaslow adı alamıyor. Başvuranın, Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi tarafından kapsamlı bir incelemeden geçirilerek kabul olup olmayacağı kararı veriliyor.
Bu oluşumdaki bu mütevazi karakterin kozmopolit şehirlere ve standartlaşmaya baş kaldıran, hafiften kendini özel ve ulaşılmaz tutan tavrına özellikle ba-yı-lı-yo-rum!
"Ah anneannelerimizin döneminde hayat ne güzelmiş dünya daha temiz, yaşamak daha kolaymış, bak bizim dönem ne fena, ne tüketici tüh tüh" edebiyatı yapmıyorum; bizler ki hızlı yaşamayı, koşturmayı, "multi-task"bireyler olmayı gercekten seven insanlarız, bir cittaslow'a konsak 2-3 haftaya koşturmamıza geri kaçarız..
Ama; "standartlaşmaya hayır" işte; herkesin aynı şeyleri gözünde büyütmesine hayır; insanların rahat edemeyeceği şeylere sırf "öyle begeniliyor" diye sahip olmaları gerektigini düşünmelerine hayır!
Bu isimde toplanan şehirlere kesinlikle McDonalds vb. fast food markaları giremiyor, 5yıldızlı koocaman tatil köyü inşaa edilemiyor; yok alışveriş merkeziymiş yok gürültülü gece kulüpleriymiş, süpermarketlermiş.. burada yok onlar.
Var olan şartlara bakarsak; misafirperverlik şart, çevrecilik şart, dogal mutfağını koruması şart.
Sakin şehirlerin bende yarattıklarından, Uluslararası Yavaş Kentler Birliği (Cittaslow) detaylarına gelirsek ;
Cittaslow tanımı ilk olarak İtalya'da Toscana-Chianti için kullanılmış.
![]() |
| Chianti |
Cittaslow birliğine Türkiye'den ilk başvuran ve kabul olan belde ise İzmir'in Seferihisar beldesi.
![]() |
| Seferihisar |
Türkiye'de bunu Akyaka, Gökçeada, Yenipazar ve Taraklı izlemiş..
Türkiye'deki SakinŞehirlere buradan ulaşabilirsiniz.
cittaslow olabilmek için gerekli şartlar a ise buradan..
Bu da uluslararası web sitesi.
Bu arada, bu birliğin başlangıcı aslında "Slow Food" akımına dayanıyor, ki bu apayrı bir yazı konusu. Tadını çıkara çıkara yaşamayı desteklediğinden, en az cittaslow kadar desteklenebilecek, degeri bilinecek, en az onun kadar üzerine yazılabilecek bir konu o da.
"Standartlaşmaya ve ruhsuzlaşmaya hayır." demiş miydim?
7 Kasım 2011 Pazartesi
Sevdiğim blog: Fortfolio
Bazı yazılar oluyor, başka biri nasıl düşündüklerimi bu kadar "düşündüğüm gibi" yazmış şaşırıyorum.
Devamlı takip ettiğim bloglardan biri fortfolio.
Resmen merak ediyorum güncellendiğini görünce. Hem çok begeniyorum, hem çok imreniyorum yazdıklarını okurken.
Yine günlük yazılarımdan çıkmış gibi hissettiğim bir yazısından alıntı yapıyorum :
"Sevmek daha iyidir, daha kesindir çünkü sevildiğinizden hiç bir zaman emin olamazsınız derler ya... Yalan o! Öyle bir olursunuz ki, öyle bir hissedersiniz ki onu.
Sırf midende kelebek uçurtan bir aşktan söz etmiyorum, heyecandır o. Önce yanıltır, sonra geçer.
Mutfakta beraber basit bir yemek yapmanın, en şık restaurant'ta yemek yemekten daha çok keyif verdiği bir sevgiden bahsediyorum.
Dostluğun seksle karıştığı bir sevgi.
Yalancıktan elele tutuşmak degil, laf olsun diye yanyana durmak değil, beraber hayal kurmak...
İhanetin özgürlük maskesi, sadakatin kölelik maskesi altına saklanmadığı bir şey bu. "
Devamlı takip ettiğim bloglardan biri fortfolio.
Resmen merak ediyorum güncellendiğini görünce. Hem çok begeniyorum, hem çok imreniyorum yazdıklarını okurken.
Yine günlük yazılarımdan çıkmış gibi hissettiğim bir yazısından alıntı yapıyorum :
"Sevmek daha iyidir, daha kesindir çünkü sevildiğinizden hiç bir zaman emin olamazsınız derler ya... Yalan o! Öyle bir olursunuz ki, öyle bir hissedersiniz ki onu.
Sırf midende kelebek uçurtan bir aşktan söz etmiyorum, heyecandır o. Önce yanıltır, sonra geçer.
Mutfakta beraber basit bir yemek yapmanın, en şık restaurant'ta yemek yemekten daha çok keyif verdiği bir sevgiden bahsediyorum.
Dostluğun seksle karıştığı bir sevgi.
Yalancıktan elele tutuşmak degil, laf olsun diye yanyana durmak değil, beraber hayal kurmak...
İhanetin özgürlük maskesi, sadakatin kölelik maskesi altına saklanmadığı bir şey bu. "
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



