Tutarsızlık Uyarısı

"Kısa" yazılar yazmak istediğimi söylemiş miydim?


7 Haziran 2014 Cumartesi

Beklemeden bitsin bekleyişler

Sıkıldıgın, bunaldıgın, değiştirmek istediğin şeyler var mesela.
Ya da istediğin, hayal ettiğin, yüzünü gülümsetecek şeyler.

Birazcık beklemek var ya, beklemeyi daha da uzatıyor, çok daha fazla.
Ertelemek dediğin şey; her şeyi iptal edecek kadar tehlikeli bir "bekleyiş" durumu.

Çocukluğumdan beri en sevdiğim şeylerden biri; yapılacaklar listesi yapmak sanırım.
Listeyi yapınca, onların hepsini yapmışım da bitirmişim gibi rahatlayıp mutlu oluyorum, en azından netleştirip karar verdiğim için. Yetmez ama, evet..o bile rahatlatıyor.

Birşeyleri "halletmek" insanı hafifleten, temizleyen, rahatlatan bir durum çünkü. Bir sonraki adıma geçmek, ilerlemek demek, yaşıyorsun demek çünkü; istediğince yaşıyorsun demek.

Zaman zaman kavrayıp her seferinde "evet yaaa" dediğim şey; bir isteğin, bir hedefin varsa, o anda yapmaya başlaman gerektiği. Bir gün, bir saat bile beklemeyeceksin, o an ne yapabiliyorsan onun için, yapacaksın. Direkt o işi mi yaparsın, onu yapmak üzere birini mi ararsın, o an araştırmaya mı başlarsın bilmiyorum.. Ama hayat beklemeleri bekleyecek kadar lüks ve uzun degil, geçiyor, ve istediklerin gereksiz yere uzaklaşıyor senden.

Ufağı, kocamanı, önemlisi, değersizi yok bunun, istediğin şey her ne ise; yapılabilecek ne varsa o an, tam o anda yapıvermek gerek. Olayın bütününe ulaşamıyorsan, başlangıcını yapmak.. Yemin ediyorum insan hayattaki kendi gücünü hissediyor, güzelliğini, heyecanını, umudunu, hayallerini... en az hiç bişey yapamıyor oluşundaki ölü ve hissiz ve sönük hissettiği kadar yoğun olarak..

Nitekim.. Ölü toprakları kalksın. Yaşıyoruz, hiisedilsin. Bir şeyi erteliyorsak, o şeyi istediğimizi söylemeyelim hiç bence, bu çelişkiyle kendi aklımızı zekamızı varlığımızı vs herşeyi yoksaymış oluyoruz.
O an'da herşeye başlanabilir, isteniyorsa.
Başlamıyorsan ise;  istediğin-istemediğin şeyler konusunda kendine dürüst müsün diye bir sorgulamak lazım.
Çok da zor degil.

17 Nisan 2014 Perşembe

Bir kişisel yazıdır.

Aslında istiyorum ki 'bloğa geri döndüüüm!" diyebileyim. Hakkaten enn içten istediğimden, ihtiyaç duyduğumdan. Yazmak benim için harfleri, heceleri öğreneli beri özel olduğundan. iyileştirici olduğundan. Kendiliğimden kendimi hep orada bulduğumdan. Gözlerim bir yere dalıp gittiğinde kendimi hep içimde birşeyler konuşuyor-yazıyor olarak bulduğumdan..

Ama şimdi emin degilim, geri döndüm mü, dönebilir miyim.

Hobilerime ve daha bir çok şeye idealist yaklaşmış biri olarak, uzun yıllar sonrası öğrendim ki, "yapmalıyım, of ne zamandır yapmadım, ay niye öyle oldum, yapamıyorum lanet olsun" durumları çok vahim degil, paniğe gerek yok, hatta bu kendini hırpalama haline gerek yok.
Hayatının o döneminde de öylesin ve ona degil bir başkasına yöneliyorsun işte bir şekilde, kendini iyi hissetmek odaklı aslında hepsi.
İnsanın hayatında önemli değişimler var çünkü. Hele ki duygusal olarak bir şeyler değiştiğinde, rutinlerin değişiyor ve yeni halinin şartlarına uyum sağlıyorsun. İnsan ne güzel varlık! Uyumlu, esnek..

Nitekim... Bundan yaklaşık bir sene önceydi..Önce ülke gündemi değişti, sonra benim gündemim.
Önce ülke gündemi benim gündemim oldu, daha onu algılamaya çalışırken aslında bir yandan enn özel kendi gündemim değişiyordu.

İçime mi dönmeliyim - sokaklarda bağırmalı mıyım arasında geçen bir kaç ay sonrasında kendimi bir adamla yaşıyor ve onunla sokaklarda bağırıyor buldum. Kırılım noktası dedikleri şey buna benzer bi'şey olmalı , kesin. Baaya baya yalnızlık aşığı burcu, baaya baaya bir adamın yanından ayrılamıyordu, hala ayrılamıyor.

İnsan neler öğreniyor.. En başta kendinin değişebildiğini görüyor, türlü çatırdamalarla da olsa kabuk değiştirebiliyor insan. Yine kendinden olan başka bir kabuk çıkartabiliyor üzerindeki kurumuş tabaka çatladığında.  Başka biriyle bütün olabilmeyi, ödün de verebilmeyi, bir başka türlü mutluluğu... öğreniyor.  Değişmek degil de, yenilenmek, iyileşmek, tazelenmek gibi biraz.
Dengelemeye çalışmakla uzun süresi geçiyor, az değil, önceki hayatının içine ektiği korkular, sana serpiştirdiği saplantılar, öyle kolay geçmiyor, kimsede. Ama geçebiliyor, iyileşebiliyor insan.

İşte bu sürede, haftada 5 kez yaptıgın şeyi, 5ayda bir keze indirebiliyorsun; hiiç alakan olmamış olan şeyle her gün uğraşabiliyorsun, hem de seve seve. Karakterinin değişmesinden değil. Biriyle sarılmanın yüceliğini gördüğünden.

Multitap'ın şu şarkısını her duyduğumda bana bir haller oluyor mesela. Kıpır kıpır bir haller. Şükür dolu bir haller. Ööyle sahillerde şarkılar söylüyoruz sanki, öyle bir haller. :)




5 Mart 2013 Salı

Yargisiz guzel

Herkesin hikayesi bambaska. Tahmin edebilecegin gibi degil. Senin hayallerin,tahminlerin bile senin yasadiklarin,gorduklerin kadar. Bir baskasini nasil yargilayabilirsin ki o zaman?
Hangi hakla? Dahasi, hangi eminlikle?

Hikaye sayisi kadar hayatta kalma yontemi var. O da oyle ayakta durabiliyor iste, senin dogru bulmadigin, sen denesen dusecegin gibi belki. Ama o oyle ayakta durabiliyor, beceremiyor senin yolundan gitmesini. Senin onunkini yapamadigin gibi, kendi hikayenle..

Hayatta kalislar farkli yollarlaysa, oradan uzaklasmak kafi. Yargilamak insani agirlastiriyor, bazen cirkinlestiriyor cunku.
Guzel kalalim.. 
Herkes yolunu kendi ciziyor, kendi hikayesine ve istedigi sonlara dogru. Sen kendi hikayenle ilgilen..


12 Şubat 2013 Salı

Sevgili günlük

Ne zamandır yazamadıgım gibi, yine yazamadan, sadece bir selam çakıp kendimi hatırlatıp kaçacağım hemen.
Çok şey biriktiriyorum yazacak ama. Beyin bu, ne yazık ki çalışıyor habire, görmeyeyim desen de yaşadığın sürece gözlüyorsun, düşünmesen hissediyorsun, kulaklarını kapasan kokusunu alıyorsun; illa ki biriktiriyorsun işte.
Bi gün günlüklerimi kitap falan mı yapsam diyorum; çok acayipler. Her telden. İnsanca işte. Sırf bu yazma alışkanlıgı yüzünden bile karakterim değişmiş olabilir benim, taaa o zamanlardan, taaa ilkokullardan ortaokullardan. Ne yazık ki fazla farkında oluyorum hep, daha fenası, seviyorum bir de bunu. İyi-kötü, farkında olmayı, gerçek olmayı. 
Öyle gerçek davranamıyorsun çünkü her zaman. Kendine bile. Anca yazınca çıkıyor bazen.
"Self observation is self correction" demiş kitap.
Nitekim; taaaa 2 sene önce yazdıgım yazıyla karsılaştım şimdi göz atarken.
Şimdi bişey yazsam yine bunlar üzerine yazabilirdim sanırım.
Negatif gibi gözüken objektif bişey yazmışım aslında. Gördüğüm-hatta oldugum- genel hali yazarak.. Eleştiriden çok bir durum yazısı yani bu. geçerliliğini bir dönem kaybediyor, sonra yine geri geliyor; öyle sürüp gidiyor.Farkedince bir silkiniyorsun en azından, "güzel"e dogru.
Ben mesela, biliyorum ki bi kaç zamana "hayatta mucizeler işte böyle mümkün, süper bişey yaşamak" yazısı yazıcam. Sonra yine bu "yoruldum" yazıları cıkacak ortaya. Hiç bişey kalıcı degil.
İşte böyle bir şey ey sevgili blog!
Ben sözü 2 sene önceme bırakır, kaçarım:
 
"İnsan sıkılıp bırakıveriyor en sonunda.
Hiç umutlanmamak için hiç düşünmeyeyim en iyisi diyor. 

Bize ögretilenler başkaydı, güzel çocuklar yetiştirilmeye çalışılıyordu ne de olsa.
Sonra, büyüdük ve kirlenmişti artık dünya.
Ögretilenlerle görülenler başkalaştı yani sonra, bu yüzden işte, durgunlaşıyoruz arada.

İyilikle dogrulukla kazanılanlar, kaybedilenlere dönüştü mesela.
Sömürebilecekken bir şeyleri, dogruluk ile yapınca enayilik olmaya başladı,
İçtenlik, her an kullanılabilecek bir zaaf..
Anlayışlı olmak “cok iyisin sen, ben seni hakketmiyorum”larla bitti,
Dosta duyulan güven, eglenilen bi gece sonrası onu sevdiğinle sarmaşdolaş görmelerle.
İşine sevgin, bi anda kapı önüne konmalarla.
Güzel bi ilişki isteği aldatmalarla bitti; adına özgürlük dendi;  “ciddi ilişki istemiyorum abi ben”lerle devam etti.
Özellerimi en çok sevdiğimle yaşayayımlar “aaa sen onu mu bekliyosun salak mısın”larla bitti;
Kötülüğe karşılık vermemek “ezik misin” bakışlarıyla.
Zeka dediğin; insanları ne kadar stratejik oynayabiliyor kendi egoları için; bununla ölçülüyor mesela.

Her şeyin bitişine o kadar alışığız ki biz.  Hiçbir bitiş koymasın artık diye,  hiç başlamıyoruz. Buldugumuz çözüm üzülmemek adına ; hissizleşmek.   
Yorgunluğumuzu hissetmemek için, daha da hızlanmak yaptığımız.

"Modern çağ"dayız bu güvensiz, hırslı, hızlı, dışı şatafatlı içi bomboş hallerimizle.

Bir şeyi sevince, belli etmemek, her an herseye temkinli yaklaşmak gerekiyor; güvenmemek gerekiyor.  Bi darbe alabilme ihtimali, her zaman var; aman aklında bulunsun, açma içini, sakın çok sevme e mi?

Dönem kötü, kolla g.tü durumu.
Umursama, kim umursuyor ki? Hah bir tek seninle mi iyileşecek sanki dünya? Sen kıçını kurtarmaya bak, ne takcan ya karşındakini, bak şu geçenki seni taktı mı ki? S.ktr et sen de, değmez yaa amaaan, gel dışarı eğlenmeye gidiyoruz hadi, şerefe!
Pat.
Beklentisiz, donuk, bişiler yapıp duran ama naptıgını bilmeyen insanlar sürüsü.

Hepimiz kocaman çelişkilerle doluyuz.  Çünkü o ilk oldugun halin, asıl kendin, hani senin unutmaya- artık onla mutlu olunmayacağını düşünüp bırakmaya çalıştığın halin; gün geliyor hesap soruyor sana.
Oldugun ve olmaya zorladıgın halin, çatışıyor.   
Bu sebepten, “Yoruldum” diyoruz birbirimize, bi rakı sofrasında biraz kendimizi salık verebildiğimizde. 

Bizler başka büyüdük; başka yaşıyoruz.
Neydik, ne oluyoruz; kendimizi zayıf hissetmemek için önceki halimizi hafızadan silmeye çalışarak.

Katılaşmak lazım, umursamamak lazım, kafayı devamlı dagıtmak lazım, sakın içine dönme sakın ! yalnız kalma! Yoksa hatırlarsın.  Kaç!  Yoksa üzülürsün.  Düşünme! Saflaşma! Kendin için yaşa! Yumuşama! Aman hatırlama, aman! Kaç! "

3 Kasım 2012 Cumartesi

Kendiligindenlik

Hayatinla ilgili kararlarin, dogrularin, zihne ya da kalbe kendiliginden geliverdigine inanirim. Genelde karar vermeye calismak bos gelir o sebeple, baya zaman kaybi. Cok dusunuyorsan bir seyi, onun olmamasi gerektigine ya da 'su an' olmamasi gerektigine kalpten inanirim. Oyle oldu hep cunku,  olankar hep 'oluverdi'. Hic baska bir secenege, ertelemeye, tereddute firsat vermeden, cok guclu sekilde. Irade ya da heyecan gibi faktorler ileri geri goturebiliyor tabi surecleri ama i ih, akisa birakinca goruyorsun sadece dogrulari. Dusunerek cikacak seyler degil 'hayirlilar' cogu zaman. Dusunerek verilen kararlar, bir seyi o kararlar dogrultusunda 'oldurtmaya' calismayi getiriyor, ki bu insan dogasina aykiri, hatta hayata aykiri. Oyle gitmiyor cunku o.

Osho'nun bir yazisina denk gelmistim, her okudugumda ilac gibi gelen, yukarida yazdiklarimi destekler nitelikte biraz, bir sey yapmiyor olusunu bile 'icinden oyle gelerek duruyorsan'' pozitif degerlendirebilen.

"Ne yaparsan yap, sadece mümkün olduğu kadar onu bütün bir şekilde yap. Yürümekten hoşlanıyorsan, güzel! Şayet ansızın artık hareket etme dürtüsü ya da arzusu olmadığını fark edersen, derhal otur; senin iradene karşı tek bir adım bile atılmamalı.

Ne gerçekleşirse gerçekleşsin, kabul et ve ondan hoşlan; ve hiçbir şeyi zorlama. Konuşmaktan hoşlanıyorsan, konuş. Sessiz olmak hoşuna gidiyorsa, sessiz ol ― sadece duyguyla hareket et. Tek bir an için bile olsa herhangi bir şekilde zorlama, çünkü bir kez herhangi bir şeyi dayattığında sen ikiye bölünürsün ― ve sorun yaratır bu; sonra bütün hayatın bölünmüş olur.

İnsanlığın tümü neredeyse şizofrenik olmuş hâlde, çünkü bizler her şeyi zoraki yapmayı öğrenmiş bulunduk. Gülmek isteyen kısım ve gülmene izin vermeyen kısım ayrılır, ve sonra sen bölünmüş olursun. Bir üst sınıf ve bir alt sınıf yaratırsın, ve çatışma olur. Çatışmanın yarattığı çatlak daha ve daha ve daha da büyüyebilir. Öyleyse problem bu çatlağa nasıl bir köprü kurulacağı, ve onun artık nasıl yaratılmayacağıdır. Zen’de çok güzel bir özdeyiş var:

Oturuyorsun, sadece otur. Yürüyorsun, sadece yürü. Hepsinden önemlisi,
Bocalama. "

25 Ekim 2012 Perşembe

Get drunk!

Always be drunk.
That's it!
The great imperative!
In order not to feel
Time's horrid fardel
bruise your shoulders,
grinding you into the earth,
Get drunk and stay that way.
On what?
On  wine, poetry, virtue, whatever.
But get drunk.
And if you sometimes happen to wake up
on the porches of a palace,
in the green grass of a ditch,
in the dismal loneliness of your own room,
your drunkenness gone or disappearing,
ask the wind,
the wave,
the star,
the bird,
the clock,
ask everything that flees,
everything that groans
or rolls
or sings,
everything that speaks,
ask what time it is;
and the wind,
the wave,
the star,
the bird,
the clock
will answer you:
"Time to get drunk!
Don't be martyred slaves of Time,
Get drunk!
Stay drunk!
On wine, virtue, poetry, whatever!"


*Charles_Baudelaire

21 Ekim 2012 Pazar

Sıkıldım uçmak istiyorum

"Yasam sıkıcıdir dostlarim! Ama bunu dile getirmemek gerek."
John Berryman."Dream song 14"

Bazen gercekten boyle oluyor. Cok fena bi cikmaz.
Cogunlukla degisik fiziksel ya da spirutuel yollarla bunu atlatabilsen de, alttan alttan kendini hatirlatan bir 'ee bu da bitti simdi napcaz?' sorusu var her an disari cikmaya hazir bekleyen.

Ve arada zayif zamanina mi denk geliyor, hayat gercekten cok mu bunaltici oluyor, neye gore bunaltici oluyor, ne kadar senin degistirebilecegin bir sey oluyor bu; olasi sebepler yuzlerce olabilir, ama sonuc olarak bazen her sey cok sıkıci oluyor!

Sıkıcılik en cok inancinin gittigi zamanlar oluyor galba. Ozledigin seyleri yasayabilecegine dair inancinin yok oldugu zamanlar. Ozluyorsun, istiyorsun, ama inanmiyorsun. Cok boktan!

Velhasil, nereden nereye atlayacagim fakat, insanlarin icinde amator ruhlar olmali ey blog! Genc, salaş, rahat ruhlar. Samimiyeti baz alan. Gerisinin ayrinti oldugunu bilen. İcini ısıticak gulumsetecek seylerin pesinde olan; İmajinin, gorunumunun, profesyonelliginin sartlanmalarindan once.

Planlarinizi zora sokacak olmasina ragmen icten gelen 'hadi bi de bi bira mi icsek?!" sorusuna yanindakilerle gaza gelip gerekirse kostura kostura gidip o 'canin cektigi' biranin icilip gelinmesi ruhu, hic bi planlanmis basariyla elde edilemeyecek bir mutluluk mesela.

Galba, hayat gunluk rutinin ya da kendini sartlamisliklarin disina cikabildigi kadar guzel.
Bir anda oluverenlerin heyecaniyla.
Her zaman yapamiyorsun ama buna acik olmak bile yetiyor bazen sadece, hic olmazsa.

Bu da bu yazinin uzerine sifa niyetine aklima geliveren :
http://www.youtube.com/watch?v=Mio0n09nQdU&sns=em



Sonuc olarak

Hayatta sadece bizim yaptiklarimiz-yasadiklarimiz olmadigini, ayni anda ayni zaman diliminde milyonlarca baska olay da gelistigini dusunursek; insanin kendi yaptigi biseyin sonucunu tahmin etmeye calismasi sacmalik aslinda.
Sonuc dedigin seyin ortada patlayivermesine kadar gecen surecte, sen ve senin yaptigin seyden etkilenen nesne arasindaki baglanti sadece sen ve o olarak kalmiyor cunku.
Kocaman gecmislerden kaynaklanan algilarin basli basina yaptiklarini-soylediklerini bambaska yerlere cekebilecegi gibi, tam da o an'da cevrende senin bilmedigin seyler gerceklesiyor olabilir, 'nesne'yi etkileyen, senin bilmedigin.
Haliyle, hersey sana bagli degil. Hersey senin bildigin ya da tahmin ettigin gibi hic degil.
Sana dusen, cogunlukla aklindaki sorulara cevaplar bulabilmek icin daha acik ve net olmaya calismak.  Gozlemek belki, cevap bulunabilecek bir donemde degil isen.Tahminler kulliyen yalan cunku.
Sonuclar kestirilemez cunku, kestirilemiyor. Senin disinda cok sey var bu yasamda yasayan, hareket eden.
Zaman, ihtimaller denizi bisey. Asla duragan kalamayan. Beklerken bile sıkıntıdan kararlarin kendiliginden degisebildigi. Sen bisey yapmadigini dusunedur! Sıkılıp kendini o an olamadigin bir yere yonlendiriyorsun aslinda o anda.
İleri goruslu olabilecegin seyler belki var, ama cogunlukla hersey biraz da rastlantisal, kaygan zeminli.
Gelecek icin onyargi demek, korku demek, bazen inanc demek; biraz da allahcilik oynamak gibi bi'sey demek. Planlamadan oluveriyor bazen, ongoremeden.
Sen kimsin ki tahmin yurutebiliyorsun sonuclar icin? Hersey senin bu kadar disinda gelisebiliyorken.



12 Ekim 2012 Cuma

Şerefe!

"Kurduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine."  
To Vlemma Tou Odyssea (1995)

İcerken tokusturdugun kadehler bunun icin cogu zaman. 'Ne yazik ki degismeyenler' icin. Degistiremediklerin icin. Degistirememekten sıkıldıklarin icin. 
Kendin icin mesela. Olamadiklarin, Olduramadiklarin icin. 
İsteyip de sevemediklerin, Sevip de istettiremediklerin icin. 
Guler yuzlu gunun sonunda yatagindaki karmasik ruyalarin icin. 
Konusup da soylemekten kactiklarin,bakarken gostermektan korktuklarin icin.
Her sefer baska turlu kararlar vermis olsan da, uygulayamadiklarim icin. 
En sonunda kararlar vermekten de vazgecmisligin icin hatta. Azalan hayallerine. -ki bu en acisi-
Anlayamadiklarin icin ya da. 
O ya da bu sebeple, degistiremediklerin icin işte.. 
Bazen sadece 'degissin' istedidigin, yani kabullenememeyi degistiremedigin icin...
"Daha başka" olamayacakları her farkedişinde içine yayılan buz gibi hava için.
Şe-re-fe diyorsun kocaman. 
Şe-re-fe !

8 Ekim 2012 Pazartesi

Oku bakayim?

Ha bir de boyle bir sey var. (psikeArt'tan almistim galba bunu)
Kekeme gibi uzatiyorsun o bikerede soylenip bitmesi gereken heceyi bazen. Ne kelime olabiliyor, ne hece kalabiliyor.
Sussan olmuyooor soylesen olmaz baabinda.
Ki bir de cumleler kurmaktan bahsediyoruz, ohoooo..



Netlikler oncesi hep boyle olur.


29 Ağustos 2012 Çarşamba

Portakal orda kal.

Öyle oluyor ki bazen;
İnsanın tahammülü kalmamış oluyor bir şeylere.
Bıkkınlıklarını hatırlatan en ufak bir şey görmek duymak istememesinin yanında, içine yorgunluklarını hatırlatan minicik bir duygu sızdıgını hissederse o anda herşeyi elinin tersiyle itip koşa koşa gidesi-ya da gönderesi geliyor. Ardına bakmadan. Hiiiç umursamadan. Elde de degil, için kopuyor kaçıveriyor ordan; sen orda duruyor gibi görünsen kaç yazar..

Rüzgara kapılıp giderken kendi özünden birşeylerin de hafif hafif uçuşmuş oldugunu, gitmiş oldugunu farkedip geride ellerinde bisürü ıvır zıvırla dururken yine de "ellerim bomboş yüregimde bir sızı" kıvamında bulunca kendini ;
Başka hiiiç bir şey önemli olmuyor sen'den.  "I ıh" diyorsun. Yok, gelme, git, dur.. ve nice diger negatif ünlemler. Vallaha şu kadarcık katlanamıcam.

Yürürken önünde dikilen teyzeye, para üstü vermeyen taksiciye, işini düzgün yapmayan adama, mızmızlanan kıza, minicik aklıyla seni tavlamaya çalışan züppe çoçuga, gözü heryerde olan akıllı sevgiliye, hemen ay sana çok yakıştııaa diyen magaza görevlisine, içip içip yanına sokulana, zor bi zamanında nasılsın demeyene, ota boka trip yapmaya calışana, hatta saçmalayan politikacıya, sanatcıya, köşe yazarına ..
Minnacık bile katlanamıcam.
Yaklaşmayın arkadaşım, ı ıh.

Adam olun.

Hee, coştum yine dalgalanıyorum ben, evet.

Saygılar.





25 Temmuz 2012 Çarşamba

Zıtlık ögretileri.

Hisli Keçiler Biz



Biz böyleyiz.
Ben, çoğu yakınım, çoğu sevdiğim.. Bir sürü biz gibiler.
"Yaşama"nın tersini monotonluk, duraganlik, aynilasmak olarak gorenler.

İnatla severiz.
İnatla kırılır dökülürüz.
Sonra inatla yine severiz, azcık salağız.
İnatla inanırız. her daim güzele inanırız.
İnatla göğe çıkarız, inatla dibe batarız.
Hep düşüp kalkacağımızı bilecek kadar da akıllıcayız.

Bir çoğunun mutlu olamayacağı kadar çok mutlu olabildiğimizi bildiğimizden, arada kimsenin girmediği kadar karanlıga düşecek olmamızı da göze alırız.
Doya doya yaşamak dediğin, coşkuyla yaşamak bizim aramızda. İyiyi de kötüyü de.

En sadelik, en yalinliktir amacimiz, biliriz ki en karmasiklardan gececektir bunun icin yolumuz. Tum dunyaya en anlayisli iken, toleransimiz en dardir bazen en kiymetlilerimize.
Bundandır, gözlerimizden anlarız birbirimizi çogu zaman.  bakışımızdan duruşumuzdan.. Yara berelerimiz açık seçik gözükür birbirimize, konuşmadan biliriz.
Arada ne kadar ciddiyetle kirilip tepkilendigimizi, bazen herzmanki yumusacikligimizin aksine nasil gulumseyen insan gormek istemememizi, gozlerimizi kisip en kati ruhumuzla nasil var olabildigimizi, yok olabilmeye kendimize kaybedebilmeye ne kadar cok ihtiyac hissettigimizi bi biz anlariz.
Işıltımızı da birbirimizden alırız en çok. Var olduğumuzu bilmek, inancımızı sağlam tutar her hikayenin sonunda. İnancın gitmesi an meselesidir çünkü. Bir "diğer" çoğunda olduğu gibi.

Beklentilerin saçma olduğunu, herkesin çok farklı olduğunu, tek doğrunun tek yanlışın olmadığını çok önce ögrenmişizdir, herkesi kendi halince kabul ederiz, beklentimiz yoktur. Ama güzele umudumuz sonsuzdur.
Güzelimiz başka güzeldir bizim. Ufacık şeylerden uçuveririz, geçeceğini bile bile, o an çok sevindiğimiz için 2 gün sonra salya sümük aglayacağımızı bile bile, uçarız mutluluktan işte.  Diyorum ya, azcık salağız.

Hissiz nasıl yaşanır bilmeyiz çünkü biz, anlamayız, bir insan nasıl öylesine yaşar, inanamayız, içindeki duyguyu görmeye çalışırız yine, inatla.
Güzele hep inanmış gibi yaparız, sonra da inanırız.
"Pes et hadi artık" diyip kendimize, yine salaklıgımıza doymayalım ki onu da yapamayız.

"Hiç olmayan şeylere boşuna mı inanıyorum ben.. " duvarına çarptığımızda, illa yine bizden biri çıkıverir karşımıza akabinde. Seni bu yüzden en çok sevdiğini söyler. Her "uç"u aynı bünyede barındırabildiğin için hani .. Hepsiyle tanıdık hepsiyle barışık olduğun için.  Onun da her halini konuşmadan bu yüzden anlayabildiğin için; acısını hissettiğin, karışıklıklarını güvensizliklerini görebildiğin, mutluluğunu en çok sen paylaşabildiğin için, onla en çok sen kahkahalarla gülebildiğin için..
"Ben en çok böyle ve böyleriyle mutluyum zaten"i 1000.ye anlayıp, 1000.ye kurdugun " yok abi sevmicem ben bi daha hiç bişeyi bu kadar da vermicem kendimden yok canım bu ne böyle" bıdı bıdılarını 1000.ye  yalarız sonra.
1001.'yi de göreceğimizi bilerek.

İnatla.
Oh !
İyi ki varız !

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Şehir nasıl renklenir

Gri havayı pek sevmem ben. Kahverengi binaların agırlıkta oldugu sokakları da.

Rengini bulabilmiş karakterlerin tutkunuyum ama.
İçinin renklerini yansıtabilenlerin hayranı.

Öyle yerler var ki mesela, insanların renk ceşitliliği havanın pusunu dagıtabiliyor, şehri ışıldatıyor.

Londra, bunlardan bir tanesi. Şüphesiz hem en gri havalılarından, hem de en renkli insanlılarından.

Sanırım bulunduğum süre içerisinde arada oturup çevremi izleme isteğimin sebebi, şehrin güzelliği kadar insanların çeşitliliği olmuştur.
Her detayda bir ifade mi olabilir mi? Olur..

Varoluşlarına cok saygılı insanlar var etrafta. Nasıllarsa kendilerini kabul edip o şekilde yansıtabilmeleri, herkesi kendi halinde kabullenebilmelerinin de sebebi sanırım.

Şehirdeki heterojen yapı, çok renklilik ne kadar belirginse 'öteki'lik o kadar az oluyor herhalde.
Ötekilik azaldıkca karakterler daha rahat, daha cesurca şekillenebiliyor, daha kendini bilerek, daha farkında olarak..
Özgür karakterler ise ifadeye, yaratmaya önem verdikce, sayısız sanat etkisi görüyorsunuz nereye baksanız.

İlham kokuyor her taraf, kapalı havaya canın sıkılamadan aklına biiir sürü şey geliyor gördüğün her detayda, heyecanlanıyorsun, hava önemini yitiriyor, bir eksinin bir cok artıyla nasıl unutulabildiğini görüyorsun bir kez daha.

Arada sorular kemiriyor içimi : Bunlar cok güzel, cok harika da, bunları nasıl yansıtabilirim ben? Duygu yogunlugu, bir şeyler yaratabilmeli çünkü. Çok güzel gecen zamanlar öylece begenilip kalmamalı, ondan bir şey üretmeli, bir şey yaratmalı, paylaşmalı, çogalmalı.

Elimde 3-5 fotograf, 3-5 yazıdan başka bir şey yok aslında o anları anlatabilecek, o duygular düşünceler nasıl somut bir şeylere cevrilebilir halen bilmiyorum. Kısa kısa anlara inceden inceden sızacaklar sanırım, diger bir coğunun sonucu oldugu gibi. Başka bir şeyler aklıma gelene kadar yani.

"Yaşamak fiilinin karsıt eylemi ölmek degil, can sıkıntısı ve monotonlaşmaktır" gibisinden bir söz okumuştum bir yerde.  Çok onaylamıştım kendimce.

Yaşadım, hissettim, bir şeyler daha birikti içimde, bunun güzelliğini de ayrıca hissettim :) Bu bile yeterli sanırım şimdilik.








18 Haziran 2012 Pazartesi

Unfinished Woman



Şu müzik içinde hayatımı geçirebilirim sanırım.
Müziği(n) içinde hissetmek gerek renklenmek için.


* Evet evet evime güzel bir ses sistemi kurmak için para biriktirmeliyim, hı hı, yapmalıyım.
* Aa bir de kitaplık yapıcam kocaman bir duvarı.
* Bar da olacak. mini olsun hadi bar.
* Önce bi evim olsun, sonra gelin görün. :*

3 Haziran 2012 Pazar

Kitlelerin Dehası

Bu geceki son paylaşım bu, tamam.
Şu ara kendi kendime çok bi'şeyler yazamıyorum, acısı çıkar yakında ama bi süre böyle alıntılarla gidicem sanırım.

Charles Bukowski hakkında apayrı bir post gerekiyor ama şimdilik tek bir şiirinden bir bölüm kopyalayıp yapışırmak isterim :

Kitlelerin dehası.
....
Sansürlemekte Hızlı Davrananlardan sakının
Bilmedikleri Şeylerden korkarlar
Sürekli Kalabalıkları Arayanlardan Sakının;
Tek Başlarına Bir Hiçtirler

Ortalama Erkekten
Ortalama Kadından
Sakının
Sevgilerinden sakının
Sevgileri Vasattır,
Vasatı Aranır Dururlar
Ama Nefretleri Dahiyanedir
Nefretleri Seni Beni
Herkesi Öldürebilecek Kadar Dahiyanedir.

Yalnızlığı İstemezler
Yalnızlığı Anlamazlar
Kendilerinden Farklı
Herşeyi Yoketmeye Çalışırlar

Sanat Yaratamadıklarından
Sanatı Anlayamazlar
Yaratma Başarısızlıklarını
Dünyanın Beceriksizliğine Yorarlar


Kendileri Tam Sevemedikleri İçin
Senin Sevginin Eksik Olduğuna inanır
Ve senden nefret ederler.

Murat Germen

Bir de Murat Germen var paylaşmak istediğim.

Estetik ne kadar mükemmel bir şey di mi?
İnsanın içini açıyor.
Ba-kış a-çı-sı  işte.

Fotograflarında sanayi alanlarını, makineleri, metal parçalarını vb de cok kullanıyor kendisi ; bir roportajında da insanların genellikle estetik deyince illa "güzel"malzemeler aradıklarını, oysa sanayi alanlarında bile inanılmaz renklerden oluşan bir estetik görülebileceğini söylüyordu. 
Ba-kış a-çı-sı işte. x2.

Murat Germen web sitesi













46 - Sanat

46 Dergisini ne kadar begendiğimi her fırsatta paylaşırım.
Ocak-subat sayısındaki konusu Sanat idi.
Oturdum onu okudum yine geçen.
Atmaya kıyamıyorum bu dergileri, nereye kadar biriktireceğim bilemiyorum.
Alttaki fotograflar dergiden alıntılar..
Bir de ben üzerlerine konuşup etkilerini bozmayayım.